Bandırma Füze Kulübü

Bandırma Füze Kulübü

2018, Dec 10    

Zamanında yeterince bilimsel araştırma yapmış kişilerin olduğu bir toplumun neden bilimde hala hiç yol kat edemediğini bu yazının sonunda anlayacaksınız.

Bandırma Füze Kulübü Nedir?

Bandırma Şehit Gönenç Lisesi öğrencileri Artuğ Sayıner, Adnan Zambak, Güngör Gezer, Osman Caran ve Atilla Yedikardeşler, ilk olarak okullarında Bandırma Füze kulübünü kurarlar. 1959 yılında ise Sputnik 1’in uzaya gönderilmesinden 2 sene sonra okuldan ayrılarak Bandırma Havacılık ve Uzay Araştırma Derneği isminde külüplerini resmiyete kavuştururlar.

İlk Füze

10 Ekim 1959 yılına geldiğimizde üç kilogram ağırlığında, bir metre boyunda ve 10 santimetre çapında Bernark tipi ilk füzesini fırlatmaya hazır olan Bandırma Füze Kulübü, ilk denemesinde başarısız olur.

40 metre kadar yükseğe çıkan füze, daha sonra denize düşer. Bu olay çevrelerinde alay konusu olurken , öte yandan da maddi sorunlarla boğuşurlar.

İkinci denemelerinde ise füze bu sefer 15 metre kadar yükseğe çıkabilmiştir. Dönemin Cumhuriyet Gazetesi yazarı Cevat Fehmi Başkurt, 10 Şubat 1960 tarihinde olaydan şu şekilde bahseder:

“Gençler darılmasınlar. Bizlere biraz hak versinler. Onlar başka dünyalarda yaşıyorlar. Halbuki biz, daha bu dünyadaki meselelerimizi halledemedik. Durun bakalım, parti kavgaları bitsin. Cezayir meselesi sona ersin. Kıbrıs’ta cumhuriyet ilan edilsin. Seçimler yapılsın. Kongreler tamamlansın. Elbet füzelere de sıra gelir.”

Yine de ekibi destekleyen kişiler ve kurumlar da yok değildir. Bu kişilerden Kenan Kurtkaya, derneğin çalışmalarıyla ilgili hazırladığı ‘İlk Türk Füzecileri’ isimli yazısında şu cümleleri kurmuştur:

“Sene 1959… Bandırma’dayız. Sakal ve bıyıkları yeni terlemeye başlayan genç, önündeki kağıtlara eğilmiş mütemadiyen çiziyor, şekiller yapıyor, bir eli başında hesaplıyor, esmer esmer düşünüyor. Fakat teşvik ve yardıma bu çevre tarafından, garip tezatlar arz eden şekillerde (alayla) karşılandılar. Alay edip peşlerinden güldüler. Günlerini, evet en güzel ve en mesut gamsız günlerini, memleketleri için ilim için harcayan bu gençler, ne acı ve ne garip bir tecelli ile karşılaştılar. Sayın Türk büyükleri; yaratıcı idealistlerin bu çırpınan başarılarına yardım edelim. Bu küçümsenmeyecek bir olaydır.”

Yapılan tüm olumsuz eleştirilere rağmen pes etmeyip çalışmalarına devam eden gençler, üçüncü denemelerini 10 Şubat 1960 tarihinde gerçekleştirirler.

Bu sefer çok daha başarılı olan ekibin hazırladığı iki katlı füze, 750 metre kadar havalandıktan sonra denize düşer. Bu deneme, Amerika, Hollanda ve İtalya’da uzay çalışmaları ve roketçilikle ilgili dergilerde yer alır.

Bu deneme, kulübün adının daha fazla duyulmasına sebep olur ve Amerika Basın Ataşeliği, kulübün başkanı ile yapılacak bir röportajın Amerika’nın Sesi Radyosunda yayınlanacağını bildirir.

Amerika’nın Sesi Radyosu Türkiye temsilcisi Sadık Hatay, çalışmalarını takip ettiği füzecilerle röportaj yapar. Röportajın yapıldığı sırada geliştirilen ve fırlatılmak üzere hazırlanan füze, jatosundaki hata sonucu infilak eder. Bu olay, füzeci gençlerin isimlerinin bir süre anılmamasına sebep olur.

Çalışmalarına ara vermeden devam eden ekip, 1961 yılında B-T-47 isimli bir roket daha fırlatırlar. 135 metre kadar yükselen roket, daha sonra paraşütle yere iniş yapar.

30 Ağustos 1962 yılında yeni bir deneme yapılır ve Bandırma’nın Küçük Livatya bölgesinde ‘MARMARA 1’ isimli roket fırlatılır. 900 metre kadar yükselen roket havada infilak eder ve 200 metre uzaklığa düşer. Burada yer alan ot ve çalılardan oluşan 5 dönümlük sahanın yanmasına sebep olan infilak sonrası ekip, basında büyük çoğunlukla olumsuz eleştirilere maruz kalır.

Erol Dallı, yaşanan bu olayın ardından Bandırma Füze Kulübü üyelerine güç veren aşağıdaki 1 Eylül 1962 tarihli şu yazıyı yazmıştır:

“Bandırma’nın yarısı Füze Kulübü üyeleri ile alay ediyor. Onları nerede görseler, ‘Ne haber füzeciler, Ay’a hanginiz gidiyorsunuz?’ ‘Füzeci ağabey, sakın cebinde patlamasın!’ ‘Gazoza bak, senin füzenden iyi patlar!’ gibi sözlerle alay ediyorlardı.”

2 Eylül 1962 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde Hamdi Varoğlu yapılan eleştirilere ve ilgisizliğe şu satırlarla karşı çıkar:

“El alem gökleri fethetti, fezada dolaşmadık bucak bırakmadı, yakında Merih’e Ay’a, sonra belki öteki yıldızlara, sabah kahvesine gider gibi seyahat tertip edecek. Biz beri tarafta, bu işi merak edip sırrını keşfetmeye çalışan gençlerimize ilgi yerine uçak mezarlığı gösteriyoruz. Asıl utanç verici başka bir şey daha var: Bandırmalı gençlere en çok yardım eden Amerika Füze Kulübü imiş. İlgi yok, yardım yok, ama elbirliği ile işin alayındayız. Hezarfen Ahmet Efendi’den bu yana bir arpa boyu alamamışız diyeceğim geliyor.”

Ekip, bu olumlu eleştirinin ardından 3 Eylül 1962’de, MARMARA 2 adındaki roketin fırlatımını gerçekleştirirler.

Bu sefer kendileriyle kimse alay edemeyecekti, zira roket öyle hızlı hareket eder ki fırladıktan 5 saniye sonra gözlerden kaybolur. Hatta üç yüz metre aralıklarla kurulan rasat kuleleri bile doğru dürüst gözlem yapamazlar. 15 kilometreden fazla yol kat ettiği tahmin edilen bu roket sonrası ekip, gazetelerde övgü dolu haberlere konu olur. Ayrıca Bandırma Füze Kulübüne amatörler arası füze yarışmasında dünya üçüncülüğünü kazandırır. Uluslararası bu başarının ardından 11 Ekim 1962 yılında THK binasında füzecilerin sergisi açılır. Sergide yapılan çalışmalara yer verilir ve fotoğraflarla gelen kişilere bilgilendirmede bulunulur.

 Bandırma Füze Kulübü'nün Bir Füzesi

Marmara 2 yi daha sonra Hürriyet 1, Hürriyet 2 füzeleri izler. Daha sonra gerçekleşen Marmara 3 havalanamaz, ancak gençler yılmaz ve kısa süre sonra Marmara 4’ü havalandırır. Bu başarılarından dolayı Hava Üs Komutanı Albay Halim Menteş tarafından tebrik edilirler.

Projelerinin arasında en heyecan verici proje nitekim Aktrüs idi. 500 kilogram ağırlığında ve 4 metre uzunluğundaki bu roketle uzaya canlı gönderilmesi düşünülüyordu. Kapsülüne koyulan farenin hareketleri yol boyunca takip edilecek, roket 150 kilometreye ulaşınca kapsül ayrılacak, ayrılan kapsülden düşen fare paraşütle dünyaya inecek, böylece farenin durumu görülebilecekti.

Kapatılması

Ancak derneğin beyni Kirkor Divarcı’nın evinde bilinmeyen bir sebeple yangın çıkar ve projelere dair tüm yazılı belgeler, planlar ev ile birlikte kül olur. Olay için şanssızlık denir ve üzerine hiç gidilmez, hala da aydınlatılmış değildir. Emekleri boşa giden Divarcı olaydan çok etkilenir, adeta hayata küser ve çalışmalarına bir daha başlamamak üzere son verir. Bu olaydan sonra ekip hızla dağılır.

Bu zamana kadar 60 paraşütçünün, 75 model uçakçının ve 5 planörcünün sertifika aldığı ve kısıtlı imkanlarına, tüm alaycı eleştirilere rağmen, uzay konusunda büyük işler yapan, Amerika, Almanya, Rusya ile yarışan ekipten geriye sadece birkaç gazete kupürü ve hayata küsen Kirkor Divarcı’nın unutulan hikayesi kalır.